28 Ağustos 2012 Salı

Kabak Koyu



Kabak Koyu’ndan döneli birkaç gün oluyor. Orada 21 gün gönüllülük yaptım, yani 7 saat çalışır, kamp işleri yapar, tuvalet temizler, ortamları toplar, akşam olmaya başlayınca mumları yakar, bulaşık yıkar, bira kasaları taşır, bahçe sular, işini kötü yaparsa azarlanır demek. Her normal yerdeki gibi. Yeme ve yatmaya para vermez. Ne kadar uzun süre kalırsa o kadar iyidir, çünkü adapte olmuş ve işini daha iyi yapar demek. İşini iyi yapmak tek başına yetmez diğer insanlarla uyum içinde olmak da çok önemlidir. Ve aynı sürede eğlenmeyi ve öğrenmeyi bilmek.

Kabak kamplardan oluşuyor ve kamp sahipleri dışında hemen kimse insan arası hiyerarşiyi ön görmüyor. Abla, teyzeler, amca, bey, hanım, müdür, şef, hoca yok. Aslında etiketler de yok. Öğretmen, mühendis, zengin, fakir, eğitimli eğitimsiz hatta yaşlı genç ayrımları yok.

Ev arkadaşım Leyla oradaydı, gönüllüydü, ben de Ramazan Ayı’nın en büyük terapi ayı olmadığını bilerek İstanbul’daydım. Ayarladık ben de gittim. 3-10 arası çalışdım. Yukarıda yazan işlerin bir kısmını yaptım ve onun dışında yapılacak ne varsa onu yaptım.

Orada birçok harika insanla tanıştım. Herbiri hayatın bir yerindeydi ve bir takım sorunlar çözmeye çalışıyordu. Her tip insan, karışık. Elbette yine benzer açıklık, en azından belli bir seviye konuşmayı sürdürebilir olanlar.

Kamp çöplerini ayırıyor (cam, metal, kağıt), organik çöplerini doğaya karıştırıyor, çok az damla damla su kullanıyor, akşamları sadece mutfakta elektrik var.  Bu bilinçhali bu sefer gerçekten aklıma yattı.  Beton kullanmamışlar, çimentosunu çam iğnesi karıştırarak yapmışlar. Bu kampın adı Reflections. Her yer yeşillik, muz ağaçları. Denize iniş 15dk. En yukarıdaki kamp. Barından uzaktan harika bir deniz manzarası var. O kadar harika bir tuvaleti var ki bir yarışmada Avrupa’nın en harika 10 tuvaletinden biri olmuş. Dağ manzaralı ve içinde sazlar, bitkiler var, geniş. Gece 12’den sonra barın sesi çok açılmıyor çünkü hemen altı bungalovlar, millet rahatsız olmasın diye.

Patron soğuk, saygılı, iyi niyetli ama duygusal olarak sertleşmiş biri. Detaycı ama baskıcı değil.
İlk günümün sonunda dönmeye neredeyse karar vermiştim. Fiziksel olarak fazla yorucuydu, hava ölümüne sıcaktı ve oranın sakinlerini belkide çok samimi bulamadım. Ama “alışırsın” da diyorlardı. Aynen öyle oldu, her geçen gün daha iyiydi. Sonra zaten bahçe işlerini iyi yapamadığımı düşünen patron saatlerimi değiştirdi. Sabah 6.30-11.30, akşam 8.00-10.00 (akşam bulaşığı) şeklini aldı. Böylelikle insanlar daha günlerine başlamadan ben işlerimi hallediyordum, ve tüm öğleden sonra benimdi. Sıcak saatte çalışmıyordum ve yemek yeme zamanları yani kayıp zamanlar benim mesaimdi.

Kabak Koyu şehir özelliklerinden gerçekten uzak. Elektrikler saatte bir gidebilir, su basınçsızdır, insanlar birbirine baskısızdır. Çok yaralanma olur, doğa malum. Herkes her şeyi duyar, herkes (nispeten kalıcılar) birbirini tanır. Dedikodu tabi ki sevilir. Orayı gerçekten sevdim. Hep orada yaşar mıydım diye düşündüm. Oradayken fiziksel aktivite, besleyici güneş, temiz hava, etsiz yemekler beni gerçekten besledi. Gelmeden yani son durumda, işlerimi zevkle ve kolayca hallediyordum, insanlara fiziksel hizmet etmenin tadını çıkarıyordum, herkesle aram iyiydi. Kampta ilişkiler açısından çok sorun yaşamadım, benim için iyi bir testti. Tek sorun yaşamaya yaklaştığım anlar, akşam sohbet ortamlarında benim yaptığım sohbetin fazla derin olması ile ilgili sorunlardı. Ben aslında sadece karşımdakini tanımaya çalışan birisi oldum, sınırlarını anlamak içindi herşey, şeklini görebilmek. İnsanlar bıraksanız aylarca goy goy muhabbet yapar, hiç gocunmazlar. Şunu içtik, bunu yedik, öylemi yapsak böyle mi? Boş muhabbet. Kendinden bahsetmemek kaydıyla ne anlatırsan anlat. Genelde bir bilinmek de istememe, bilmek de istememe gibi, sanki sevmek de istememe, sevilmek de istememe hali gibi bir şey.

Şelaleye tırmandım, tehlikeleri vardı, ben bir de terlikle gidilmemesi gerektiğine dikkat etmemişim, yolda farkettim, bir ben.  Harikaydı. Cennet Koyuna gittim, 6 kişi 4 saatliğine tekne kiralayarak. Bizim iki kişi gelmeyince arkadaşla sahildekilere sorduk 2 kişi var mı diye. Bulduk ta. Koy harikaydı gerçekten, medeniyet yok, sırf doğa. Kabak da çok güzel gerçi. Suyun rengi harika ve sıcaklığı küvet suyu gibi, serinletmiyor fazla ama uzun süre içinde kalmak için harika.

Oradan öğrendiğim şeylerden biri de; herkesin bir noktada egolarının olması, bunun konu ile ilgili ortamlarda ortaya çıkması vebu sebeple gerginliklerin olması. Bir çok insan diyaloğu ikna savaşı sanmakta. Bu halbuki karşımdakini tanıyabilmek için onun özgürce kendini ifade etmesine izin verdiğim bir tanışma, bilgi alışverişidir. Taraflar kimsenin kimseyi değiştirmediğini bilmeliler. Yeni bilgi girdisi yaşamış kişi her zaman yaptığı gibi şimdiye kadar öğrendikleri ve bugün öğrendiklerini kafasında işler ve bu durum onun daha farklı düşünmesini, kendi kendini sonradan evde değiştirmesini getirir. Yoksa gelişemezdik, evren ve herşey her an ve genişliyor ve gelişiyorken benim bilincim de genişlemelidir, bu beni insan yapan şeydir.

Kabak bana doğa içinde bir hayat nasıl olurdu bunu öğretti. insanlarla ilişkimi test etmiş oldum. Bir çok harika insanla tanıştım, bir kısmı ile EFT seansı yaptık, harika paylaşımlardı. Yakında yine gitmeyi planlaıyorum Eylul’de falan olabilir çok tavsiye ederim. Orada herkes sizin aynanıza dönüşecek ve kendinizi tanıyacaksınız...

4 yorum:

Seda Şahin dedi ki...

:) okumakla kalmadım sanki yaşadım ve çok imrendim.

Adsız dedi ki...

Yeni geldim Kabak' tan ve yazsam böyle yazardım dediğim bir anlatım olmuş.

Pelin Eryılmaz dedi ki...

Merhaba, uzerinden cok zaman geçmiş ama bende boyle bir kampta gönüllü calismak istiyorum. Onerebileceginiz bir yer var mi?

Pelin Eryılmaz dedi ki...

Merhaba, uzerinden cok zaman geçmiş ama bende boyle bir kampta gönüllü calismak istiyorum. Onerebileceginiz bir yer var mi?